› 
 › 
19.07.2016

Bu Dolunay'da en önemli meselemiz: Güvenlik!

Kendimizi korumak için fazla ileri gidebilir, sadece savunma güdüsü ile bazı kararlar alabiliriz. Juno Yıldız Gözlemcisi, Dolunay'ın etkilerini yazdı.

20 Temmuz 2016 günü, İstanbul’a göre saat 01:56’da Dolunay adını verdiğimiz Güneş-Ay Karşıtlığı tam halini alıyor. Güvenlik hala en önemli meselemiz!
  • Beklenmedik yerden çıkıveren bir atakla fiziksel ya da zihinsel düzlemde ne kadar kırılgan ve savunmasız olduğumuzu görmemiz mümkün…
  • Saldırıya uğrama, kırılgan olma, zarar görme kaygımız yüzünden kendimizi çok kapattığımızı, ya da korunma iç güdüsü ile çok aşırı tepkiler verdiğimizi fark etmemiz de gerekebilir!


20 Temmuz 2016 Oğlak Burcu'nda Dolunay
Sosyal düzlemde, mülteciler ya da daha doğrusu tam bir hukuki statüsü olmayan yabancı misafirlerimizle ne yapmamız gerektiği konusu epey bir gündem oluşturabilir.

Terörist ataklara veya sınırımızdaki ülkelere karşı ne kadar güvende olduğumuzu tartışmak zorunda kalabiliriz. Uluslararası ilişkilerde almamız gereken tutum, ülke bütünlüğünü savunmanın ne anlama geldiği gibi meseleler çokça tartışılabilir.

Basın özgürlüğü, yargının bağımsızlığı, hukuki açıklar ve bunlara bağlı oluşan zaafiyetler, adalet sisteminin vatandaşları korumak için yeterli olup olmadığı, eğitim sisteminin işlevselliği, öğretim müfredatının nasıl şekillenmesi gerektiği gibi konularda da tartışmalar devam edebilir.

İktidar odakları arasında sert tartışmalar, iktidarını korumak veya kabul ettirmek isteyen kişiler ya da grupların aşırı güç uygulaması, toplumsal olarak bilinen bazı figürlerin gözden düşmesi, bazı yetkilere, erişim imkanlarına beklenmedik kısıtlar getirilmesi söz konusu olabilir. Bireysel düzlemde ise kişisel güvenlik sınırlarımız ve bunlara sahip çıkma şeklimiz üzerinde çalışmamız gereken bir zaman olacaktır.

Kimse kırılgan olmak istemez… Oysa herkes ama herkes bir şekilde birileri tarafından incitilmeye, haksızlığa uğramaya, fiziksel, maddi ya da duygusal olarak zarar görmeye açıktır. Hepimiz bu kırılganlığımızı bir şekilde gidermeye, kendimizi bir şekilde güvende tutmanın yollarını bulmaya çalışırız. Aynı şekilde başka insanların kendi güvenlik alanlarını korumak için aldıkları önlemler ve takındıkları tutumlardan da etkileniriz.

Bu Dolunay'da;
  • Bize güven verdiğini düşündüğümüz ilişkilerin ne kadar güvenilir, özgürlük sağlayıcı ya da adaletli olduğunu sorgulayabilir, mesafe ayarı yapmak, kendimize bağımsız bir hareket alanı belirlemek ihtiyacını hissedebiliriz. Yakınımızda olan insanlar da bizden kendilerine ait bir hareket alanı talebinde bulunabilirler ve bize uygun gelmeyen seçimler yaparak ilişkide mesafe alabilirler. İlişkilerimizin karşılıklı güven ve özgürlük duygusu sağlayacak bir mesafede şekillenmesi için yeni düzenlemeler yapmamız gerekebilir.
  • Güveni sağlayan şey; sözler ve davranışlar arasındaki uyumdur! Etrafımızdaki insanların söyledikleriyle yaptıkları arasındaki farkları gözlememiz ve buna göre hayatımızdaki rollerini değerlendirmemiz gerekebilir. Aynı şeyi kendimiz için de yapmamız gerekecektir! Eğer bu konuda tutarlı değilsek, etrafımızdan eleştiri alabiliriz. Ortak amaçlarımızı, kontratlarımızı, neyi sağlamak için neyi yapmaya hazır olduğumuzu bir daha gözden geçirmek ve bu konuda dürüst olmak durumunda kalabiliriz.
  • Korumamız, değiştirmememiz, elde tutmamız gerekenlerle ilgili öncelik saptamamız gerekebilir! İnsan bazen bir şeyleri elde tutmak için, bir şeyleri feda eder. Bizim için en kıymetli olanın ne olduğunu -örneğin para ya da diğer kaynaklar, onur, huzur, alışkanlar, saygınlık vb. – bulup onu sağlam ve çiziksiz tutmak ve bu amaçla bazı alanlarda geri adım atmak gerekebilir. Ya da bu güne kadar feda edemediğimiz öncelikler yüzünden ne kadar zarar gördüğümüzü fark edip, yeni bir sıralama yapmak zorunda kalabiliriz.
  • Baskı altında kalınca nasıl davrandığımızı görmek, kendi zaaflarımızı en iyi fark ettiren durumdur! Birileri bizi fazla zorluyor, açık ya da üstü kapalı yöntemlerle huzurumuzu kaçırıyor ise, nereye kadar geri çekilebildiğimizi, neleri feda edebildiğimizi, neleri savunmak için ne kadar ileri gidebildiğimizi görürüz. Bazen de kendimizi korumak için fazla ileri gidebildiğimizi, bize yapılmasını istemediğimiz şeyi sadece savunma güdüsü ile yapabildiğimizi ya da kendimizden başka kimseyi umursamadan, duygusuz ve soğuk kararlar alabildiğimizi fark ederiz. Bu bizim için, korku ve cesaret tanımlarımızı, insanlığımızı, adalet duygumuzu, özgüvenimizi, değer sistemimizi yeniden elden geçirmek, kendimize dürüst olmak ve yeni bir duruş belirlemek için eşsiz bir deneyim de olabilir.
  • Mükemmel olmaya çalışmanın ya da öyle görünmenin kırılganlığı örtmek için en iyi yöntem olmadığını fark edebiliriz! İnsanı en güvende tutan şey başta kendi zaafiyetlerini iyi tanımak ve onları yönetmek için sürdürülebilir yollar bulmaktır. Yapamayacağımız şeyleri söylemekten kaçınmak, eksiklerimizden utanmak, ya da içini göstermeyen bir gökdelen camı gibi davranmak da bizi insan ilişkilerinde kırılganlıktan korumaz! Aksine etrafımızdakilerin de bize nasıl yaklaşmaları gerektiği konusunda yanlış imajlar edinmesine neden olur. Sınırını bilmek ve bildirmek, fazla talebe maruz kalmamayı da yardım almayı da anlamsız müdahaleler alıyorsak uygun mesafeye çekilebilmeyi de kolaylaştırır. Ve artık hepimiz için bunu öğrenmenin zamanıdır.

İncitilebilir olduğunu görmenin acısı, çoğu kez incinmenin verdiği zarardan daha büyüktür! Zira biz kendimizi hep güçlü, üstte, galip, yeterli, kusursuz, açıksız, sarsılmaz, su geçirmez hissetmek isteriz. İncitilmiş olmak bize sevilmemek gibi gelir…

İnsan incitilmiş olmaktan utanır! Bunu göstermek, sevilmediğimizi açık etmek gibidir.
Bu yüzden asıl incinmiş yerimizi saklamak için, bir sürü kılıf, kapak, tutum geliştirir ve şikayetimizi hayata karşı genel bir güvensizlik olarak yansıtırız.
 

Herkes incitilebilir

İncitilmiş olmanın sevilmeye layık olmamakla bir ilgisi yoktur! İncitenin korkaklığıyla, zayıflığını zorbalıkla örtme arzusuyla, kendine ve bu yüzden de hayata ve insanlara karşı sevgisizliği ve sorumsuzluğuyla, kendi yaralarını gidermek için daha iyi bir yol bilmiyor olmasıyla ilgisi vardır!
Bizi inciteni hoşgörelim demiyorum. İncitici bir davranışı hoş görmeye gerek yoktur. Zira hoş değildir!

Ama bilin ki inciten de, incitilmiş olma deneyiminden geçmiş ve bundan hastalanarak çıkmış biridir. Onun derdi bizimle değil kendisi iledir.

Biz hastalanmadan geçelim bu yollardan… İncinme korkusuyla vicdansız ve adaletsiz olmayalım.
İncitilebilir olmaktan utanmayı bırakalım bir yana… İncinmemize neden olan duruma kendi katkımız da olduysa –fazla iyi niyetli, güçsüz, saf, sabırlı, ürkek, aymaz filan olduysak mesela– kendimizi affedelim!

Bizi incitmiş olan olaylar ve insanlara karşı beslediğimiz aşırı kızgınlığın altına, kendimize olan kızgınlığımızı, kendimize yönelik yargılamalarımızı, ve pişmanlığımızı saklamayalım. Bu duygularla yüzleşelim, çıkartmamız gereken ders varsa çıkartalım ve kendimizi yeniden tam ve bütün ve aydınlık ve sevilebilir hissedelim.

Acılar geçer… Biz onları kendimize sebep ve sonuç etmeyelim. Sonra da inciten ve incilen ikilemlerinin sarmal cazibesinden olabildiğince uzak durmayı öğrenelim. Zira insan acı deneyimlerini yeniden sahneleyip, bu kez galip çıkabildiğini görmek ister. Ve bu derin arzu bizi benzer senaryoların içine çeker ha çeker…

İnsanlar; anne-babamız bile bizi ancak kendilerini sevebildikleri kadar sever, ancak o kadar iyi davranırlar. Kendimize, başkalarının davranışları üzerinden değer biçmemeyi hatırlayalım hayat içinde yürürken… İncitilebilir olmaktan utanmayalım ya da incitebilir olmaktan gurur duymayalım…

Kendimizi sevelim ve saygı duyalım! Zira hayatı da ancak o kadar sevecekve canlı cansız tüm varlıklara ancak o kadar saygı duyacağız.

junoastrology.com


POPÜLER GALERİLER
raisa and vanessa nike air force 03
derin mermerci network
alexander wang adidas originals 10
gece bakimi
fezi altun max factor makyaj tuyolari
kis bahcesi dekorasyon onerileri5
organik kozmetik krem guzellik dogal bakim cilt sac goz
pandora reflections mood jewellery 12
EN YENİLER