› 
 › 
Junoastrology.com 03.04.2015

4 Nisan'da Terazi Burcu’nda Dolunay ve Ay Tutulması

4 Nisan'da Terazi Burcu'nda gerçekleşecek Kanlı Dolunay ve Ay Tutulması içimizdeki huysuz, uyumsuz, her durumda bir suçlu arayan çocuğu ortaya çıkarabilir. Juno Yıldız Gözlemcisi Kanlı Dolunay ve Ay Tutulması'nın astrolojik etkilerii yazdı.

4 Nisan 2015 günü, İstanbul saatiyle 15:07’de Dolunay ve Ay Tutulması gerçekleşecek. Bu tutulma, ilk ikisi 15 Nisan 2014 ve 8 Ekim 2014 tarihlerinde yaşanan, "kanlı dolunay dörtlüsünün" üçüncüsü. Dördüncü ve sonuncu olanı 28 Eylül 2015’de yaşayacağız.

4 Nisan'da Terazi Burcu’nda Dolunay ve Ay Tutulması

Basbayağı, dümdüz, apaçık bir şekilde tahammülsüz hissettiğimiz bir sürecin içindeyiz. Ne bizim kendimizi tutasımız var ne de karşımızdakilerin bizi memnun etmek için alttan alası... Kendi içimizdeki çelişkiler, karşımızdakilerle yaşanan çatışmalara dönüşüp, bizi içimize sinmeyen tercihlerimizle yüzleştiriyor. Başkalarına zorla kabul ettirdiğimiz doğrularımız ve taleplerimizin de ters teptiğine şahit olmamız mümkün.

Hemen hemen herkes, bazı zamanlarda önemsediği kişiler tarafından onaylanmak, kabul görmek için bazı yanlarını bastırır ya da gizler. Hatta bazılarımız, hayatımızın birçok aşamasında gerçek eğilimlerimizi, arzularımızı, bizi mutlu edeceğine inandığımız tercihlerimizi, tamamen göz ardı ederek davranır ve böylece etrafımızın beklentilerine ayak uydurmaya çalışırız. Ancak hayat turnusol kağıdı gibidir… Zaman içinde, bastırdığımız arzular, düşünceler, eğilimler, alttan alta bize baskı yapmaya başlar. Güvende olmak, onay almak, düzeni bozmamak adına, MUTSUZ olduğumuzu ve içine girdiğimiz döngünün adeta bizi yok eden bir hale geldiğini fark ederiz.

O zaman da, "bizi bu hale düşürem’leri", üzerimizde baskı kurarak bizi kendi arzusuna göre davranmaya "mecbur eden’leri" suçlamaya başlarız. Bu düşünce biçimine göre; mutsuzluğumuza neden olanlar, gerçek kişiliğimizi ortaya koymamıza mani olan, bize varlık alanı tanımayan, bizi talepleri, tehditleri ya da vaatleri ile baskı altında tutan kişilerdir. Bu denklemin bir tarafında da bizim olduğumuz gerçeğini, "bize göre" bizi baskı altında tutan kişilerin onayına, desteğine, sevgisine, saygısına, sundukları fırsatlara "ihtiyaç duyan’ın" ya da duyduğunu zannedip, o yüzden bu oyuna ayak uydurmaya çalışanın biz olduğumuzu ihmal ederiz! Onlar kötüdür… Biz iyi ama çaresiz ve mağduruzdur. Ya da bu denklemi tersine çevirin!

Biz birilerini "onlar için en iyisinin bu olduğunu iddia ederek" olduklarından farklı bir çerçeveye tıkıştırmaya, bize ayak uydurmaya zorluyor olabiliriz. Ama kabul etmekten kaçındığımız farklılılar, görmek istemediğimiz özellikler, bir süre için baskı altında tutulsa da, ilelebet ortadan kalkmamıştır. Ya da en azından "sırf biz öyle istediğimiz için" yok olmayacaklardır. Doğrudan veya dolaylı bir baskı yapsak da, karşımızdaki insanların ya da süreçlerin gerçek doğası bir şekilde ortaya çıkıp, bizi yanılgılarımızla yüz yüze bırakacaktır.

İnsan güvende ve huzurlu olmak ister. Ama güvenlik, ne kendimizin ne başkalarının ne de hayatın hoşumuza gitmeyen özelliklerini baskı altına alarak ya da yok sayarak sağlanmaz. Yaşama sanatı dediğimiz şey, bir öncelik düzenlemesidir. Ve bu öncelikler düzenlenirken, abartılı beklentiler kadar abartılı feragatler de sonuçta herkesin abartılı faturalar ödemesine yol açabilir. Yaşanmasından korktuğumuz bütün çatışmalar, onların altında yatan nedenleri inceleyip çözüme kavuşturmadıkça, tekrar tekrar önümüze çıkarlar. Bu bizi büyümekten, olgunlaşmaktan, esnemekten, sorumluluk almaktan ya da olduğu gibi kabul etmekten kaçındığımız konularla yüzleşmek zorunda bırakır.

Kimse bizim istediğimiz gibi olmadığı için suçlu değildir! Suçladığımız kişi, sadece bizim taleplerimize dolayısıyla da onu koymak istediğimiz yere uygun değildir. Biz de kimsenin istediği gibi olmadığımızdan dolayı suçlu ya da kötü değiliz. Biz ne olmayı seçiyorsak öyleyiz! Ve bizi olmadığımız gibi davranmaya mecbur eden aslında o kişiler değil. Bir süreliğine de olsa, belli bir kalıbın içine sığmayı kabul ettiğimiz için kendimizi bir şeylere mecbur etmiş olan biziz. Şimdi bu "mecburiyetleri" gözden geçirmek ve ne kadarını gönüllü olarak kabul edeceğimize karar vermek ve seçimlerimizin sorumluluğunu almak zorunda olan da biziz.

Herkesin uzlaşmakta zorluk çektiği konumlar, ilişkiler, insanlar ve sorumluluklar vardır. Bazı konumlar, ilişkiler ve insanlarla uzlaşmak ise, diğerlerinden daha zordur. Bu fazladan zorluğun altında çözülmemiş duygusal travmalarımız yatar. Bizi belli bir kalıp içine sokmaya, talepleri, vaatleri ya da tehditleriyle bizi yönlendirmeye çalışan ve nihayetinde bunalıp "hata sinyali" vermemize neden olan kişiler, aslında bizim içimizdeki duygusal travmaları, sevilmek, kabul görmek, otorite ile uyum sağlamak, kişisel alanımızı korumak konusundaki korkuları tetiklemektedirler. Öte yandan, "hata sinyali" verdirtene kadar zorladığımız insanlara yaklaşımımızın körü körüne ve ödünsüz olması da, otorite olmaya, kendimizi kabul ettirmeye, güvende ve güçlü hissetmeye dair kalıplarımızla, yani "başkalarını travmatize edecek kadar abartılı güvenlik önlemleri" almamıza neden olan, duygusal travmalarımızla ilgilidir.

Bu Dolunay ve Ay Tutulması, içimizdeki uyumsuz, uygunsuz, huysuz, sevimsiz, had-hudut bilmez, kendini dengelemekten aciz, olayları ve insanları aşırı derecede kontrol altında tutmaya çalışan, her durumda bir suçlu arayan ama tercihlerinin sorumluluğunu alamayan çocuğu ortaya çıkartacak. Tepkilerimizi tetikleyen karşımızdakilerdir. Ama o tepkileri vermeyi seçen biziz! O çocuk bizim tek varlığımız. Ona bakmakla kimse -anne babamız dahi- yükümlü değil.

Başkalarıyla barış yapmak, hayatla uyum sağlamak için önce içimizdeki tepkili çocuğu iyi tanımak, onunla barış yapmak, onu büyütmenin sorumluluğunu almak onu iyileştirmek zorundayız. Bunu da kimsenin beklediğimiz gibi davranmasını umarak ya da insanları buna doğrudan ya da dolaylı zorlayarak yapamayız.

Kendimizi tanıma ve iyileştirme çabası içindeyken, içimizdeki çocuğun bize baskı yapanlardan ya da baskı yapmayı uygun gördüklerimizden pek de farklı olmadığını, tercihler farklı olsa da korkular ve özlemlerin hep aynı olduğunu da görürsek, belki daha az acı çeker, daha az suçlar, daha az tepki duyar, daha fazla dinler, daha açık ve anlaşılır konuşur, daha rahat hareket ederiz.

Junoastrology.com


POPÜLER GALERİLER
raisa and vanessa nike air force 03
derin mermerci network
alexander wang adidas originals 10
gece bakimi
fezi altun max factor makyaj tuyolari
kis bahcesi dekorasyon onerileri5
organik kozmetik krem guzellik dogal bakim cilt sac goz
pandora reflections mood jewellery 12
EN YENİLER