@Pudra özel haberidir, izinsiz kullanılamaz. 10.06.2011

Karatay diyetinin sırları

"Karatay Diyeti"nin yazarı Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay, sağlıklı beslenme, kilo verme, diyet ve yiyecekler hakkında Pudra.com'un sorularını yanıtladı.

Karatay diyetinin sırları
Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay Karatay diyetinin sırlarını açıklıyor

Son günlerin en çok konuşulan kitaplarından Bilimsel Gerçeklerle Kilo Vermenin ABC’si, Karatay Diyeti’nin yazarı Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay sağlıklı beslenme ve diyetler hakkında pudra.com'un sorularını yanıtladı. Bu özel röportajda Karatay Diyeti hakkında merak ettiğiniz pek çok soruya cevap bulacaksınız.

Karatay diyeti nasıl ortaya çıktı?
Ben yurtdışında 17 yıl kaldım. İngiltere, Güney Afrika, Amerika ve Anadolu’da olmak üzere dört kıtada hekimlik yaptım. Özellikle yurtdışında yaşadığım süre içinde gördüm ki, her halkın beslenme ve yaşam biçimi değişik. Amerika veya Avrupa’da mucize diye ortaya atılan diyetler, Türk halkının alışkanlıklarına uymuyor. İşte bu çok önemli farklılığı orada yaşadım ve gördüm. Amerika’da yaşarken kendi yoğurdumu yapıyor, yemeklerimi kendim pişiriyordum. Kahvaltıda sucuklu yumurta, beyaz peynir, marmara zeytini vs. ile besleniyorduk. Hiç bir zaman Amerikanlar’ın meşhur bir kase süt ve mısır gevreği kahvaltısına alışamadık. Özellikle boş kalori ve işlenmiş gıda olduğu, bir çok katkı maddesi içerdikleri için evimize sokmadım.

Türk halkının öne çıkan en önemli özelliği nedir?
Türk halkındaki en büyük problem hareketsizlik! Spor yapan küçük bir kitle var ama genel olarak çocukluktan itibaren aktif değiliz. İkincisi, Türk halkı maalesef çok fazla ekmek ve unlu gıdalar tüketiyor. Tamam, ekmek lezzetli ona bir şey demiyorum. Ben de yurt dışında yaşarken buradaki ekmeği, ekmeğin kokusunu çok özledim. 1995 yılında Amerika’dan döner dönmez ilk yaptığımız şey, Türk ekmeğine saldırmak oldu. Ve ondan sonra birden bire şiştik. Eşimin ve benim tansiyonumuz birden yükseldi, halsizliğimiz başladı. Burada önemli bir nokta var ki, eşim ve ben çok hareketli olduğumuz halde bu sorunları yaşadık.

Sonra önce tuzsuz ekmeğe geçtik. Tabii ben hekim olarak bu konuyu ele alıp çalışmaya başlayınca, önce fırınları dolaştım. İstanbul Kadıköy’deki fırınların birçoğuna gittim ve ekmek hamuruna ne kadar tuz atıyorsunuz diye sordum? Doktor olduğumu falan bilmiyorlar, bana “bir ölçümüz yok” dediler. Kömür küreği ile hamura tuz atıldığını gördüm. Ölçü falan yok, artık Allah o gün ne verdiyse atıp gidiyorlar. Ondan sonra biz, ekmek yemeyi tamamen kestik. Tuzu azalttık ve rahatladık. Amerika’dan gelen arkadaşlarımın çoğu hep benzer olayı yaşadılar. Hatta başları ağrıyıp, çarpıntıları başlayınca kardiyoloğa bile gittiler. Bana telefonla danıştıklarında, “ekmeği kesin” dedim ve rahatladılar. İşte böyle yakın yaşanmış bir gözlem oldu.

Taze meyve faydalı mı?
Ülkemiz taze meyve cenneti. Tabii bunun yanında aynı zamanda kuruyemiş cenneti. Fakat halkımız sağlıklı sanarak her gün neredeyse 2-3 kg meyve yiyor. Meyve şekerinin çok tehlikeli olduğu bilimsel makalelerde zaten yazılıyor. Bu tespitler aslında çok basit şeyler. Taze sıkılmış olsa da, meyve suları yüksek miktarda fruktoz denilen meyva şekerini içeriyor. Fruktoz’un bugün en tehlikeli şeker olduğu bilimsel araştırmalarda gösterilmiştir. Meyve suları ve tatlı içecekler insülin direncini başlatır ve de giderek insülin direcini artırır. Karaciğer yağlanmasının ilk adımı budur, göbek yağlanmaya başlar ve göbek etrafında simit gibi bir oluşum, yani yağ birikmesi meydana gelir.

Tercüme diyetler yararlı oluyor mu?
Türkiye’de elime aldığım diyet listelerinde (1995 yılından bahsediyorum) “Yumurta sakın yemeyin!”, “Kırmızı et sakın yemeyin!” , ‘kuru yemişler yağlıdır ellemeyin’ diye görünce, bunların sağlıklı olduğunu düşündüğüm için araştırmalarıma başladım. Üstelik, dünyanın en sağlıklı meyvesi olan zeytin de yasaklanıyordu. Buna da şaşırmıştım. Sonra düşündüm ki Amerika’da kahvaltıda zeytin yok! O nedenle hiç bir diyet listesinde yer almıyor. Merak bu noktadan çıkmış oldu. Tabii Amerika’da kaldığım dönemde de beslenme konusuna çok merakım vardı devamlı okuyup notlar alıyordum. Orada ilgimi çeken konulardan biri, sağlıklı olduğu için çok ceviz tüketilmesi idi.

Türkiye’ye geldiğimde de herkese ceviz öneriyordum. O dönemde Gaziantep’te Sani Konukoğlu Hastanesi (Sanko) Kalp Bölümü’nün kurulması için davet edildim. Oraya gidip beş profesör arkadaşla birlikte çalışmalara başladım ve Sanko Kalp Bölümü’nü kurdum. Gelen hastalara ceviz yemelerini önermemin ardından bir gün, Gaziantep fıstık üreticileri gelip “Hocam fıstık satışlarımız düştü. Fıstık, sağlıklı değil mi? Biraz da fıstık önerseniz” dediler. Ve benden fıstığın sağlığa faydaları ile ilgili bir yazı yazmamı istediler. İşte o anda Amerika’da yalnız ceviz bulunduğu (Kaliforiyada yetişir) ve konuşulduğu için ben de burada herkese ceviz yeyin dediğimi fark ettim. Hâlbuki Türkiye’de hem ceviz, hem fıstık, hem fındık, hem de badem yetişiyor. Sonra hepsinin faydalarını inceledim. Bu olayın ardından hazırladığım ‘Fındık, Fıstık Çıtır Çıtır Hem Kan Yapar Hem Isıtır’ başlıklı yazı Hürriyet gazetesinde yayınlandı. Bu başlık bugün Karatay Diyeti kitabının da bir bölüm başlığı oldu. Bu olay bana her ülkenin kendi, doğal besinleri olduğunu öğretti. Hiç bir ülkenin ne besinleri ne de alışkanlıkları aynı değildi. Mesela, öğrendim ki, Eskimolar ve Çinliler hiç ekmek tüketmiyorlar. Son derece hareketli insanlar. Çinliler her sabah bir saat jimnastik yapmadan, bisikletlerine atlayıp işlerine gitmiyorlar.

İthal cevizleri tüketmek doğru mu?
Doğal ve doğamıza uygun olan yerli cevizimizi tüketmek şart! Bizim cevizimize ‘Akdeniz cevizi’ deniyor. Bu yabancı kaynaklı diyetlerde de ‘en sağlıklı ceviz’ olarak kabül edilen ceviz türüdür. Ben ithal cevizlere karşıyım. Herhalde bir anlaşma yapılmış. O bakımdan ithal ediyoruz. Kendi tarımımızı desteklememiz gerekiyor. Çünkü cevizin bolca yetiştiği bir ülkede yaşıyoruz. Üstelik kurtlanmıyor olması ilaçlandığını gösterir ki, ilaçlanmış ya da fabrikasyon anlamda herhangi bir işlem görmüş bütün yiyecekler sağlık açısından çok sakıncalıdır. Üstüne üstlük de bu kimyasal maddeler kanserojendir. Bu konuyu Karatay Diyeti kitabında da vurguluyorum, biliyorsunuz Prof. Dr. Ahmet Aydın da 7’den 70’e Taş Devri Diyeti kitabında aynı konuyu etraflıca dile getiriyor.

İthalatçılar bize kızmasınlar! Yerli alıp, yerli satsınlar. Daha fazla kâr yerine insan sağlığını düşünmek gerekiyor. Türkiye’de doğal yetişen cevizler yerlere dökülürken ve büyük çoğunluğu toplanmazken ceviz ithal etmeye gerek var mı? Bu konuya biraz yatırım yapılması gerekiyor. Ben aslen Elazığlıyım. Orada da çok ceviz yetişir. Elazığ’a gittiğimde gözlerimle gördüm ağaçlardan yerlere dökülmüş cevizleri sadece çevresindeki insanlar toplayıp yiyor. Kalan kalıyor. Fındık alanında iyiyiz, belki fındık ihraç eden en önemli ülkelerden biriyiz. Cevizimiz de çok kaliteli, yer fıstığımız da, Antep fıstığımız da… Örneğin Antep fıstığı İran fıstığından çok üstündür ve çok daha lezzetlidir. Ama Amerika’da Antep fıstığı bulamazsınız, İran fıstığı bulursunuz! Tatsız ve lezzetsiz bir şeydir.

Kilo verememenin altında yatan sebepler ne olabilir?
Bir kere en başta doğal dediğimiz gıdalar vücuda fazla geliyor olabilir. Mesela portakal suyu. Evet, çok faydalı ama belli bir yaştan sonra fazla enerji yüklüyor. Doğal olduğu halde meyve, bal ve pekmez gibi gıdalarda fazla meyva şekeri (fruktoz) olduğu için pankreası ve karaciğeri yoruyor. Karaciğer yorgunluğu başlayınca da bütün sistem alt üst oluyor. Bu sebeple kilo verilemiyor. (Karatay Diyeti kitabında rafine şeker, şekerle yapılan yiyecekler, meyve, meyve suyu, bal ve pekmez konusunda merak edilen tüm soruları cevapladık.)
Bunun dışında eğer kişide gizli bir alerji varsa kilo veremez. Hareket de etse de istediği kiloya gelemez. Bu gibi durumlarda mutlaka alerji testi yaptırılması gerekiyor!

D vitamini eksikliği varsa yine kilo verilemez. Karatay Diyeti kitabında D vitamininin, hangi miktarlarda olması gerektiği yer alıyor. D vitamini yağda eriyen bir vitamin, dolayısı ile kilo artırır korkusu ile sağlıklı yağlar yenilmediği için toplumumuzda D vitamini eksikliği çok yaygın. Özellikle İstanbul ve diğer büyük şehirler için D vitamininin vücuda girememesinin diğer bir sebebi de hava kirliliği. Müthiş bir hava kirliliği yaşanıyor ve güneşin faydalı ışınları cilt tarafından emilemiyor. Tabii bir de yaz aylarında güneşten korunmak için sürülen koruyucu kremler var. O koruyucular da hem güneşten gelecek faydalı UV ışınlarının cilt tarafından emilmesini engelliyor hem de kanserojen. Bu konulara dikkat etmek, D vitamini eksikliği varsa gerekli durumlarda takviye vermek gerekir.

Pastırma, yumurta, tereyağı sağlıklı mı?
İşlenmiş sucuk, sosis ve salam yerine pastırma tercih edilmeli. Pastırma işlenmemiş olduğu için en sağlıklı ettir. Tereyağında pastırmalı yumurta ile vücudun hem sağlıklı yağ hem de protein ihtiyacı karşılanmış olur. ‘Yağlar her türlüsü zararlıdır’ açıklamaları ile sağlıklı yağlar vücuda girmemeye başladı. Oysa bütün hücrelerimizin çevresi yağdan ibarettir. Beynimiz ve bütün sinir hücrelerimiz % 70-80 ve omuriliğimizin tümü yağdır. İşte bu sebeple sağlıklı temel yağlar vücut için çok önemlidir.

George Bernard Shaw diyor ki, ‘Beynin % 90’u yağdır, bunu hiç bir diyet ve hiç bir ilaç yok edemez!’ Hakikaten biz ne yaparsak yapalım, beynimiz ve bütün sinir hücrelerimiz, omuriliğimiz hayatta kalabilme, işlevlerini yürütebilme amacıyla, her gün kendi yağ ve kolesterollerini üretiyorlar. Bu nedenle, kitapta da yazdığım gibi, insan vücudu ne yaparsak yapalım, her gün kendi ihtiyacı olan 2.500 mg kolesterol üretiyor, şaka değil, bu bilimsel olarak biliniyor. Bu şekilde doğal olan bir madde nasıl zararlı olabilir ki, soruyorum size?

Kırmızı et sağlıklı mı?
Burada iki konu var. Birincisi kırmızı etin sağlıksız olduğu konusu Amerika’da ortaya atıldı. Ancak Amerika’da tüketilen kırmızı etler tamamen aşırı besili sığır etleridir. Hayvanlar besili olsun diye tahıl, suni yem ve hormon yüklenerek şişirilir. Kan akıtılmadan kesilir. (Bakın çeşitli ülke farklarından biri de budur) Ayrıca Amerikalılar bir porsiyonda bu tür etlerden yarım kilo kızartarak, yakarak, isliyerek yerler. İşte sakıncalı ve sağlıksız olanı da bu kırmızı etlerdir.

Kuzu, koyun, keçi etleri sağlıklıdır. Ama Amerika veya İngiltere’de kuzu eti yemezler. Yalnız Ortadoğu’dan giden küçük bir kesim bulabilirse kuzu etini yer. ‘Kırmızı et tehlikelidir ve kanserojendir’ lafları, Amerika’dan çıkmıştır. Sebebi hayvanların ‘stilbestrol’ dediğimiz büyüme hormonu ile yapay olarak büyütülmesi ve bunların etinin ızgarada yakılmasıdır. Ama bizim beslenme tarzımızdaki haşlama usulü pişirilmiş kuzu, keçi ya da geyik gibi av hayvanlarının etleri çok sağlıklıdır. Tabii bu hayvanlar kesinlikle suni yemle beslenmeyecek ve özgür dolaşan hayvanlar olacak. Kesimleri de bizde kan akıtarak oluyor biliyorsunuz. Bu fark da son derece önemlidir, ama nedense hiç bir kitap ya da diyet listesinde dile getirilmiyor.

İkinci konu ülkemize ithal edilen etler. Bunlar canlı olarak mı geliyor yoksa kesilmiş olarak mı? Öncelikle bu konu çok önemli! Ayrıca kapalı çiftliklerde suni yemle mi besleniyor yoksa özgür dolaşan hayvanlar mı? Sağlıklı et olup olmadıkları bu soruların cevabında saklı!

Amerikan diyetleri Amerika’da başarılı olabiliyor mu?
Hayır. Çünkü bir diyet başarılı olmuş olsaydı bu kadar çok diyet ortaya çıkmazdı. Biliyorsunuz Karatay Diyeti kitabında da bu ‘tercüme diyetler’den bahsettim. Bu diyetlere Yo-Yo diyet deniyor. Aç kalan herkes bir miktar kilo verir. Kalori hesabı yapınca ilk başta her şey düzene girmiş gibi görünür. Ama uygulamalar ve sonuçlarından sonra kalori hesabının da tehlikeli olduğu bilimsel olarak gösterildi. Artık kalori hesabı yapılmıyor.

Aç kalarak veya düşük kalorili bir diyeti uyguladığınızda kilo veriliyor fakat beyinde ‘vücut kıtlık içinde’ algılaması oluşuyor ve beyin metabolizmayı yavaşlatıyor. Bir miktar kilo verilse bile normal yemek alışkanlıklarına geçer geçmez, beyinden hemen ‘vücut tekrar kıtlığa girebilir diye’ depolama mesajı geliyor. Ayrıca, insanlarımız da doğal olarak ‘hep aç mı dolaşacağım diye’ bıkıyorlar. Ancak bu mesaj da beyinden geliyor tabii. Yani beyinden ‘yiyin depolayın bir sonraki kıtlık için hazır olsun vücudunuz’ diye uyarı geliyor. İşte yemeklere saldırıp, sürekli yemek yeme duygusu da böyle gelişiyor. Çünkü beyin, tüm vücudu idare ediyor. Beyinden tüm mesajları gönderen ise Karatay Diyeti kitabında ayrıntılı olarak anlattığım ‘leptin hormonu’dur. Bütün açlık veya tokluk duygularımızı leptin hormonu yönetir. Orkestra şefi gibi bütün vücut hormonlarını idare eder.

Pudra.com'un diğer Karatay Diyeti yazıları
1. Karatay Diyeti hakkında genel bilgi için Karatay Diyeti nedir? yazımıza tıklayın...
2. Karatay diyeti listesini (1 haftalık örnek menü) görmek için tıklayın...


EN ÇOK OKUNANLAR
POPÜLER GALERİLER
2017 ilkbahar yaz davet dugun elbiseleri moda stil
2017 ilkbahar yaz mayo modelleri
EN YENİLER