murat yanki
@Pudra özel haberidir, izinsiz kullanılamaz.

Slow food, İtalya ve Anadolu

Murat Yankı, dünyadaki ilk küresel gastronomik hareket olan "slow food"un ne anlama geldiği, nerede başladığı ve bu hareketin etkilerine dair izlenimlerini kaleme aldı.

Eataly ile tanışmam, sommelierlik okuluna gittiğim sıralarda bir süre kaldığım ve kalbimi bıraktığım Torino sayesinde oldu. Adını, aynen bizim Toroslar gibi boğadan alan (toro boğa anlamına gelir) ve sembolü de boğa olan bu güzel ve sakin kent daha önceki yazılarımızdan birinde de değindiğimiz gibi İtalya’nın önemli gastronomik merkezlerinden biri.

Slow food, İtalya ve Anadolu

Eataly de, slow food kültürü ile birlikte burada filizlenmiş. Geçtiğimiz günlerde Eataly'ye yaptığım bir ziyaret bana onun içinden çıktığı slow food’u hatırlattı ve bu hareket hakkında yazılanlara ben de bir katkıda bulunmak istedim. Daha önceki yazılarımdan birinde de değindiğim bu hareket konusunda birkaç kelime daha etmek istedim.

Slow food ne anlama gelir?

"Slow food", yavaş yemek anlamına gelen, bu yüzden sembolü salyangoz olan bir hareketin İngilizce adı. İtalyanlar 1980’lerin sonunda başlattıkları bu harekete, bunun zıt kelimesi "fast food" olduğu için aynı şekilde İngilizce bir isim takmışlar. Slow food konusunda ülkemizde çok sayıda detaylı makale yazılmış olduğundan, hareketin tarihsel detaylarına dahil olmayı pek düşünmüyorum. Yalnız şunu belirtmekte yarar var: Bu, dünyanın ilk küresel gastronomik hareketi oluyor. Zaten böyle bir hareketin dünyada varlığını bilmesek ve bizlere "Bir gastronomi hareketi nereden çıkar?" şeklinde bir soru yöneltseler, "Tabii ki İtalya" şeklinde yanıtlamamızın da sürpriz olmayacağı bir durum da söz konusu.

İtalyanlar burada bizi pek şaşırtmıyor anlayacağınız. Bence daha da önemlisi, 1990’ların başından başlayarak artan bir ivmeyle her alanda yaşamımıza giren küreselleşmeye dünyada en erken verilen tepkilerden biri slow food hareketi oluyor.


Eğer hatırlarsanız daha önce yazdığım bir yazıda slow food’un kelime anlamı olan ‘yavaşlık’ ile İtalyan halkı üzerinden bir ilişki kurmuş ve bir tür toplumsal eleştiri yazısı yazmıştım. Aslında slow food öyle yavaş yemek veya yavaş pişirmek anlamına gelmiyor. Bu isim onun yalnızca fast food'un antitezi olduğunu, ona karşı bir tepki olduğunu belirtmek için kullanılıyor. Tepki, 1986 yılında Roma’da açılan Mc Donalds özelinde gelişiyor, Amerikan kültürüne karşı olmaktan çok, ilk olarak yemeğin dahi küreselleşmesi ve bunun da son derece sağlıksız bir şekilde olması fikrine dayanıyor. Bundan üç yıl sonra Torino yakınlarındaki Bra kasabasında bir gazeteci, arkadaşlarıyla birlikte slow food’un manisfestosunu hazırlıyor ve dünyaya sunuyor. Hareket kısa sürede çığ gibi büyüyerek Türkiye de dahil 150 ülkede temsil edilir hale geliyor.


Ne dedik? İki boyutu var hareketin. Biri yozlaşmış gastroemperyalizm (umarım henüz bulduğum bu sözcüğü beğenirsiniz) karşıtı ve bu bağlamda yiyeceğin globalleşmesine karşı olmak. Bu aynı zamanda sahip olunan gelenekleri korumak anlamına da geliyor. Yani ata mirası olan mutfağı, yani geçmişi, dolayısıyla geleceği korumak. Diğer boyutu ise sağlıksız bir yemek kültürünün gelişmesine engel olarak sağlıksız nesillerin yetişmesine engel olmak biçiminde düşünülebilir.

"Citta slow" yavaş şehir demek değil


Slow food hareketinin yıllar önce Türkiye’de de bir temsilcilik açmış ve bugün itibarıyla 10’a yakın kasabamızı da "citta slow", yani kendi ilkelerine uygun görmüş ve harekete dahil etmiş durumda olduğunu hatırlatalım. Tabii bu arada citta slow sözcüğünün de basınımız tarafından genellikle hep "yavaş şehir" diye tercüme edildiğini, bu kelimesel tercümenin tamamen yanlış bir anlam ifade ettiğini de belirtmeden geçemeyeceğim. Özel isimlerin bazen tercüme edilemeyeceklerini de bu vesileyle hatırlatmak isterim. Zira bu şehirlere yavaş şehir demenin hiçbir anlamı yoktur ve bu şehirler yavaş falan da değildir. Citta slow olduktan sonra yavaşlamış da değildirler. Söz konusu kentlerimizin yaşam ritmi eskisi gibi ve Türkiye’nin genelinde olduğu şekilde akar. Bu kentlerin isimleri slow food'un web sayfasına girildiğinde görülebilir.

Burada ülkemizin, özellikle Anadolu’nun slow food ile uyuşma sorunsalı konusunda başımdan geçen bir olayı anlatarak sizi bu konuda biraz düşündürmek niyetindeyim. Efendim, bendeniz malum yılın yaklaşık 7 ayını Kapadokya’da geçiriyorum ve orada olduğum süre zarfında genellikle İngilizce dilinde yabancı konuklara tercüman rehberlik yapıyorum. Bu süreçte de Kızılırmak’ın içinden geçmesiyle ve çanak çömleğiyle ünlü Avanos kasabasında, Kadın Girişimciler Derneği adında, kadınların bir araya gelip kurmuş oldukları bir restoranda, yalnızca onlara destek vermek amaçlı olarak, yabancı konuklarımın yemek yemesini sağlıyorum. Zira hele Anadolu’nun ortasında, Türkiye’nin en muhafazakar bölgesinde düşünün kadınların durumunu. Dolayısıyla bu hareketin gelişmesini ülkemin bugünü ve geleceği için çok arzu ediyorum.


Kapadokya'ya fast food dükkanı açılırsa...

Bir gün gezdirmekte olduğum birkaç Amerikalı misafirle yine söz konusu restorana giderken, Avanos’un tam ortasında Mc Donalds'ın tabelasının asılmakta olduğunu gördüm. Gözlerimi ovuşturdum, kendimi çimdikledim ki rüya mı görmekteyim, anlayayım. Ne yazık ki doğruymuş, gördüklerim gerçeğin ta kendisiymiş. Kadınların restoranına girdikten bir süre sonra yanlarına gittim ve ben konuya girmeden kendilerinin bana "Murat Bey, hoş geldiniz. Biz pek sevinçliyiz, kasabamızda Mc Donalds açılıyor" şeklinde ifadesiyle şokum daha da arttı.

"İyi de neden seviniyorsunuz?" diye sorduğumda "Avanos marka şehir oluyor da ondan" demezler mi bir de! "Hanımlar, bakın. Sizler gelenekçi, muhafazakar, namazında, niyazında, maneviyatçı hanımlarsınız. Peki sizin binlerce yıllık mutfak kültürünüz sizin maneviyatınızın bir parçası değil mi? Dahası siz restoran işletiyorsunuz ve size azılı bir rakip geliyor, bunu düşünmediniz mi? Son olarak, birilerini dinlediniz ve 3 çocuk yaptıysanız çocuk başı günde 10 lirayı hazırlayın, çünkü gidip orada yemek isteyecekler. Bu da mı aklınıza gelmedi?" sorularını arka arkaya sordum. Birbirlerine baktılar, içlerinden biri "Yahu hanımlar, biz bu Murat Bey’in söylediklerini düşünmemiştik" diye yanıtladı. Daha da ileri giderek İtalya, Fransa gibi, ülkemizde bazılarının manevi değerlerini yitirmiş olmakla suçladığı ülkelerde dahi buna asla izin vermeyeceklerini söyledim. Bana ifadesiz gözlerle baktılar.

Ne bileyim, slow food'dan söz ederken birden yaşadığım bu deneyim aklıma geldi de sizlerle paylaşmak istedim. Bu Türkiye gerçeği konusundaki yorumu da siz okuyuculara bırakıyorum.


 
POPÜLER GALERİLER
new york fashion week 26
EN YENİLER