› 
 › 
Junoastrology.com 13.03.2015

16-17 Mart'ta, Uranüs Pluto karesi bizi nasıl etkileyecek?

Geçmişimizde kaybetmiş ya da kazanmış olduğumuz durumlara değil, bunlardan çıkarttığımız sonuçlara odaklanmamız gereken bir dönemdeyiz. Juno Yıldız Gözlemcisi 16-17 Mart'ta, Uranüs Pluto karesinin hayatımızı nasıl etkileyeceğini yorumladı.

26 Haziran 2012’den bu yana, 6 kez tam açılı olarak yaşadığımız ama belirli gezegenlerin Uranüs ya da Pluto’yu tetiklemesiyle, bir şekilde zaman zaman varlığını hissettiğimiz Uranüs-Pluto karesi, 2015 yılı boyunca yine ara ara gündemimize girecek. Ancak, Uranüs ve Pluto arasındaki bu görünümün tam açılı olarak son gerçekleşmesi Türkiye için 16 Mart saat 05:00 civarına denk geliyor.

16-17 Mart'ta, Uranüs Pluto karesi bizi nasıl etkileyecek?

Astrolojik olarak nasıl etkiler yaşayacağız?
"İktidar" hem büyülü hem de zehirli bir sözcük. Hepimiz, iktidar fikrinin yüceltildiği sosyal oluşumların içinde yetiştik. Bu nedenle, bir şekilde hayatın akışını kontrol etmek, olayların tepesinde olup yön vermek yani iktidar sahibi olmak isteriz. Gücü elimizde tuttuğumuzu hissettiğimiz dönemleri, "Altın günler" olarak hatırlarız. İktidardan düştüğümüzü, her istediğimizi elde edemediğimizi fark ettiğimizdeyse kendimizi kötü hissederiz.

Bir süredir yaşadıklarımız bize hayatımızdaki birçok kayıp deneyiminin altında "iktidarı" ya da "hayatın kontrolünü" elimizde tutmak için benimsediğimiz yöntemlerin yattığını anlatıyor. Son yıllarda, dünyevi anlamda güç, kontrol, hakimiyet kazanma çabalarımızın boşa çıktığını ortaya koyan birçok olay yaşadık. Ve güçlü olmak için duyduğumuz tutku ile hayatın önümüze koyduğu sonuçlar arasında kaldık. Birçok kez kendimize şunu söyledik: "Aslında davranış modelimin bir işe yaramadığının farkındayım. Ama başka türlü davranmayı da bilmiyorum!" Şimdi geldiğimiz noktada, bizi "sonuçsuz olduğunu bile bile tekrar ettiğimiz modellere" sıkı sıkı tutunmaya zorlayan korkuları çözümleme sürecindeyiz.

Bunun için Mart-Nisan ayları boyunca bizi;
- Güçlü olayım derken güçsüz hale düşüren,
- Değerli olayım derken değersiz hissetmemize yol açan,
- Kazanan olmaya çalışırken kayba sürükleyen düşünce kalıplarımız ve davranış modellerimiz üzerinde çalışacağız.

Bu olayları yaşarken, ailemizde ve bizi etkileyen ilk sosyal çemberlerde öğrendiğimiz "değer, kazanç, kayıp, risk, güç, iktidar" kalıplarının bizde oluşturduğu korkuları görmek ve bunları gidermek için benimsediğimiz savunma/saldırı yöntemlerinin zayıf yanlarını bir kez daha deneyimlemek zorunda kalabiliriz.

Meslek seçimlerimiz, para kazanma veya değer üretme şeklimiz, kendimizi sosyal anlamda değerli ve makbul kılma yöntemlerimiz, önemsenmek için kullandığımız tüm araçlar, hayatımızda iktidar sahibi olmaya çalıştığımız (iş, evlilik, seks, çocuklar, sosyal çevre gibi) tüm alanlar ve bu alanlarda kontrolü elimize geçirme ve tutma şeklimiz üzerine kafa yormamız gereken bir dönemdeyiz. Etrafımızda güçlü ve etkin olarak gördüğümüz, değerli bulduğumuz insanlarla ilişkilerimiz, bu kişileri ya da çevreleri değerlendirirken kullandığımız kriterler, bu kişilere verdiğimiz tepkiler de masaya yatabilir.

Gücü ve güç simgelerini algılar, yargılar ve hayatımızda bir yere koyarken kullandığımız kalıpları, bakış açımızı, değerlendirme şeklimizdeki kör noktaları, yanılsamaları, ön yargıları fark etmemiz mümkün. Bu farkındalık elbette yaptırımlara, baskıya, bireysel ve sosyal alanlarda gördüğümüz kabule ya da eleştiriye verdiğimiz tepkilere de başka bir gözle bakmamızı gerektirecektir.

Kazanç ve kayıp anlayışımız, değer yargılarımız, önceliklerimiz, hayatımıza yön verirken bize yön veren unsurlardır. Bu unsurlardaki değişimler, hayatımızın yönüyle ilgili düştüğümüz çıkmazları, beklentilerimizdeki abartıları ya da hayatımızdaki göz ardı ettiğimiz boşlukları görebilmemizi sağlayacaktır. Fırsat/risk tanımlarımız ve böyle durumlara verdiğimiz tepkiler de önceliklerimiz ve önyargılarımızdaki değişimler doğrultusunda değişebilir. Önemli olan geçmişimizde kaybetmiş ya da kazanmış olduğumuz durumlar değil, bunlardan çıkarttığımız sonuçlardır.

Yaşadıklarımız, kendimize ve hayata yönelik bakış açımızda ve tutumlarımızda bir dönüşüme yol açmıyorsa, bir işe yaramadığını göre göre aynı kalıpları, sırf geçmişten bu yana sürüklediğimiz kaygı ve yargılar yüzünden sahipleniyorsak, o zaman kazanç gibi gördüklerimizin getireceği yeni kayıplara da hazır olmamız gerekir.

Toplumsal ve evrensel boyutta neler olabilir?
Toplumsal ve evrensel boyutta da güç ve iktidar kalıplarının, değer üretme biçimlerinin, liderlik modellerinin sarsılacağı bir dönem başladı. Geçtiğimiz 2-3 senelik süreç, değişimin şart olduğuna dair işaretleri tüm insanlığın önüne koydu. Bu aşamadan itibaren eski kalıplara ve araçlara tutunan şirketler ve politik yapıların giderek katılaşma yolunu seçerlerse, etraflarına daha fazla zarar verecekleri, buna mukabil kendi çöküşlerini de hızlandıracaklarını görmemiz mümkün.

Dünya güce bakış açısını değiştirmediği sürece, yıkım hızlanacaktır. Ne var ki, dünyanın bakış açısındaki değişim, ancak bireylerin kendi hayatlarına bakış açılarını değiştirmeleri ve dünyada görmek istedikleri değişimi, önce kendi hayatlarına, insan ilişkilerine taşımaları ile mümkündür. Artık alışılmış kalıpları tekrarlayarak kendimizi güvende tutmanın zamanı geçti. Kabahati ötekilere veya sisteme atmanın, yani kendimizi bir kurban olarak görüp, sorumluluktan kaçmanın zamanı da geçti.

Bu dönemde kendimiz için nasıl yapmalıyız?
Her insan kendi yolundan, kendi vicdanından, kendi seçimlerinden sorumlu. Ve bu seçimler konusunda gösterdiğimiz samimiyet ve cesaret, hem kendi kaderimizi hem de dünyanın kaderini belirleyecek. Zira enerjinin aktığı yön, yolun çizgisini değiştirebilir. Seçimleri bizim gibi olmayanlar değildir düşman… Asıl düşman içimizdeki düşmanlık hissi ve bunun getireceği güç ve iktidar savaşlarının bizi beğenmediklerimize dönüştürmesi.

Düşüncelerimizde farklı olsak da davranışlarımızla onlara benzediğimiz zaman, düşman safına geçmiş, kendimize de insanlığa da düşmanlık etmiş oluruz. Bir başka büyük teslimiyet de olumsuz gelişmeler karşısında umutsuzluğa kapılmak. "Rağmen yapmak" en yüksek enerjiyi üreten. Her şeye rağmen insanlığına sarılan birkaç kişinin ürettiği aydınlık, binlercesinin karanlığına denk olabilir. Bu nedenle umuda sarılmak, hem kendimiz hem de insanlık için en hayırlı olanı yapmak olacak.

İnsanın hayat üzerinde bir iktidar kurmaya ihtiyacı yok. Zira başka nefsler üzerinde hükmümüz yok. İktidar sadece ve sadece kendi nefsimiz üzerinde kurulur. Üstelik bu bizi sandığımız gibi güçsüz ve anlamsız kılmaz! Varlığımızın sorgulanması gerekmeyen bir önemi ve değeri olduğuna ve yapacağımız her aydınlık seçimin karanlığın içinde bir mum yaktığına dair imanınızı tazeleyin. Bu iman, çocuklarda bulunan türden katıksız bir "öze-güvenin" yeniden keşfidir.

Yola ve Yol’un Mimarı’na güvenin! Bu güven bizi iktidar oyunlarından ve bunun acı verici sonuçlarından koruyacak, irademizi her daim vicdanımız doğrultusunda kullanmamıza ve çevremizde ne yaşanırsa yaşansın içimizde huzur bulmamıza yardımcı olacak.

Junoastrology.com


POPÜLER GALERİLER
new york fashion week 26
EN YENİLER