› 
 › 
Junoastrology.com 04.03.2015

5 Mart'ta, Balık Burcu'ndaki Dolunay bizi nasıl etkileyecek?

Bu Dolunay, durumumuzu yeniden değerlendirmek, önceliklerimizi belirlemek ve hayatımız için yeni bir tavır geliştirmek için bir şans verecek. Juno Yıldız Gözlemcisi, 5 Mart Balık Burcu'ndaki Dolunay'dan nasıl etkileneceğimizi yazdı.

5 Mart 2015 günü, İstanbul saatiyle 20:05’de Dolunay dediğimiz Ay-Güneş karşıtlığı gerçekleşecek.

5 Mart'ta, Balık Burcu'ndaki Dolunay bizi nasıl etkileyecek?

Bu Dolunay’ın menüsünde yakın çevremiz, sevdiklerimiz, iş ve hayat ortaklarımız, belki çocuklarımız, sahip çıktığımız insanlar ya da bize emir verip sahip çıkanlar ile ilişkilerimizde şaşkınlık, heyecan ve kaygıya yol açan senaryolar var. Bu senaryoların bize kontrolü elimizden kaçırmak üzere olduğumuzu düşündüren bir yanı da olacak illa ki...

Birileri bir şeyleri abartacak, bir sınırı geçecek, bize ummadığımız bir şey önerilecek ya da ummadığımız bir şey elimizden alınıyormuş gibi gelecek. Bu durumda biz de almayı umut ettiğimiz sonucun hayali çok hoşumuza gittiği için sonuç alamama, kayba uğrama ya da ortada kalma korkusu çok canımızı yaktığı için 1abartmaya" yatkın olacağız! İşte tam da bu noktada "geçmiş abartılarımızdan elimizde kalan küller" konusunu düşünmemiz gerekecek.

Dolunay'da nelerle sınanacağız?
Umut ile beklenti arasında önemli bir fark var; beklenti, belli bir sonucu elde etmek arzusudur. Umut ise elimizden geleni yapıp, sonucun bir şekilde hayırı olacağına dair güven duymak. Biz bir konuda yatırım ve fedakarlık yaparız. Bazen umut ve çoğu kez de beklenti ile. Ama sonuç hayal ettiğimiz, kendi aklımızca doğru bulduğumuz ya da basitçe umduğumuz gibi olmazsa, bu bizde çok büyük bir hayal kırıklığı ve kızgınlığa yol açabilir. Bunun altında yatan "kontrolü elinden kaçırma, yaptıkları karşısında hak ettiğini düşündüğü karşılığı alamama ve bir şekilde hayata yenik düşme" korkusudur. Böyle "emek/hayal kırıklığı" deneyimleri, sevgililerimiz, eşlerimiz, çocuklarımız, iş ortaklarımız, ebeveynlerimiz veya iş yerimizdeki karar alıcı konumda olan insanlarla aramızda oluşabilir. Bir çaba sarf etmiş ama beklediğimiz faydayı, kazancı, teşekkürü, onayı, terfiyi, saygıyı, özeni, uyumu, cevabı alamamış olabiliriz.

Hepimizin geçmişinde -çoğu kez de aile ortamında- böyle deneyimler ve bunların oluşturduğu incinmeler mevcut. Bu acıları gidermek için ya "daha fazlasını vermeye ve bir şekilde umduğumuzu elde etmeye" odaklanır ya da "katı, ödünsüz, kurallara uyan değil kuralları koyan" insanlar oluruz. Burada gözden kaçan şu; biz hangi uç tavrı seçersek seçelim, bir şekilde "kendi gücünü, değerini, güzelliğini, var olma ve bundan mutluluk duyma hissini", "insanlardan aldığımız karşılıklarda, insanları istediğimiz noktaya getirmekte arayan" birine dönüşürüz!

Bu Dolunay bizi hangi açmazlara düşürebilir?
- Umduğumuz bir karşılığı almak için, vermek zorunda olmadığımız bir şeyi gözden çıkartmaya kalkışmak,
- Birilerini memnun etmek, istediğimiz kıvama getirmek, "yola sokmak", veya "iyi etmek" için, üstümüze vazife olmayan bir takım işlere girişmek ve o insana "tembellik etmesinde ya da bencil olmasında sakınca olmadığını bir kez daha gösteren" yani aslında zararı olan bir ödün vermek,
- Birilerini bize göre iyi, doğru, gerekli olan bir şeyi yaptırtmak için fazla zorlamak, ama önerdiğimiz yöntemin, koyduğumuz kuralın, beklediğimiz sonucun en uygun indirim ya da tek çıkar yol olmayabileceğini hiç aklımıza getirmemek,
- Bir fikri kabul ettirmek için ya da bir kapıyı açtırmak için kullandığımız yolda bir sakatlık olabileceğini görememek gibi açmazlara düşürebilir.

Yaşadıklarımızı bu Dolunay'da nasıl yorumlamalıyız?
Bu açmazlar bize bir durup "ne istiyorum, ne için uğraşıyorum, neyi yanlış değerlendiriyorum, neyi fazla zorluyorum, neden bu kadar korkuyorum ve niye duruma başka bir gözle bakmayı denemiyorum" gibi soruları sordurabilir. Eski yaralar, eski yöntemlerle kapanmaz! Alıştığımız yöntemlerle sadece yeni yaralar açılır. Bizi asıl korkutan gerçeği yani "yanlış yöntemlere bel bağlamış olduğumuzu" ve uygun olanı yapmak için değil aslında "görmek amacıyla kendimizi ve başkalarını fazlasıyla zorladığımızı" bir noktada anlamamız gerekir. Bu anlayış, bize korkmak yerine durumu değerlendirme, önceliklerimizi belirleme ve tavır geliştirme şeklimizi değiştirmek için bir şans verecektir.

Burada bizi sarsan, hayal kırıklığına uğratan, zorlayan, heyecanlandıran, korkutan yani dersi almamıza vesile olan insanlara yıkamayız hayatımızın sorumluluğunu. Onların tercihleri onların yollarını çizecektir. Bizim tercihimiz ise onların değil bizim yolumuzu. Almayana verilen şifa, görmeyenin gözüne sokulan parmak, olmayacak işe denilen amin, kaybetmek korkusuyla koyamadığımız sınır, reddedilme korkusu ile verilen aşırı çaba ya olmazsa diye aldığımız aşırı önlem ya beceremezsem diye kabullendiğimiz sıkıntılı bir sınır ya yanılırsam diye koyduğumuz aşırı bir mesafe, ama "benim işime en gelen budur” diye saplandığımız bir şekil.

Bir şeyi tam istediğimiz noktaya getirmek için kullandığımız her türlü "extravaganza" kontrol aracı, bize istediğimizi sağlamadığında, şunu anlamamız gerekir. Umut ile elinden geleni yapmak ama "ille istediğim sonuç gelsin" diye sınırları aşmamaktır insanın sınırı. Hayat bize hayırlı olanı umduğumuz yerden, işimize gelen formatta, bizim planlarımıza uygun vermeyebilir. Ama görmeye, değişmeye, akıştaki mesajı duyup uyum sağlamaya açık olan, yaratan eliyle hep korunacak, hep bir çıkışa doğru yöneltilecek, daha da önemlisi hep huzurda olacaktır.

Junoastrology.com


POPÜLER GALERİLER
new york fashion week 26
EN YENİLER