murat yanki
@Pudra özel haberidir, izinsiz kullanılamaz.

Kapadokya'ya benzeyen İtalya şehri Matera

Ürgüp'ün kardeş şehri olan İtalya'nın Matera şehri, Kapadokya'ya benzerliğiyle dikkat çekiyor. Matera'nın güzelliklerini ve Ürgüp'le kesişen tarihini Murat Yankı Pudra.com'da yazdı.

İtalya’nın küçük bölgesi Basilicata ve onun incisi Matera hakkında yazmayı uzun zamandır planlıyordum. Matera’nın nihayet Ürgüp ile kardeş kent ilan edildiğini onaylayan anlaşma İtalya’da imzalandı. Bu da benim bu yazı için motivasyon kaynağım oldu.

Kapadokya'ya benzeyen İtalya şehri Matera

Matera’yı bu kadar merak etmenin, görmek istememin nedeni belki de yılın önemli bir bölümünü Kapadokya’da geçirmem. Yıllardır gezdirdiğim Amerikalı turistler İtalya’daki Kapadokya’dan söz ediyorlardı. Merakım 6 yıl önce Kapadokya’ya yerleştiğimde daha da arttı ve Kapadokya'ya benzeyen Matera’yı internetten fotoğraflarıyla detaylı tanımaya başladım. Lakin Mardin-Kapadokya karışımı bu güzel bölgeye gitmek için en az 5 yıl beklemem gerekti. Zira oraya yakın hiçbir yere henüz uçuş başlamamıştı.

Nihayet milletimiz gibi müteşebbis ruhlu havayolumuzun oraya göreceli yakın bir nokta olan Napoli’ye uçuş koymasıyla bir grup meslektaş toplandık ve Güney İtalya’ya gittik. Güney İtalya demişken özellikle iki bölge ilgi alanımızdaydı. Biri Lecce ve Bari gibi iki güzel kenti barındıran Puglia, diğeri ise Matera’nın bulunduğu bölge Basilicata.

matera italy turizm

Matera, İtalya’nın 20 coğrafi ve siyasi bölgesinden biri olan Basilicata’nın komşusu Potenza ile iki vilayetinden biri oluyor. Öncelikle Basilicata’dan söz edecek olursak, söz konusu bölge genel olarak fakir İtalya’nın en fakir bölgelerinden biri. Zaten bilirsiniz İtalya güneye gidildikçe fakirleşen bir ülke. Bir de Basilicata’nın neredeyse %50’sinin dağlık olduğunu ve tarıma pek uygun olmadığını düşünecek olursak sanırım oldukça fakir olduğu daha iyi anlaşılır. Basilicata halkı da tüm Güney İtalya gibi iş bulmak amacıyla yüzyıllardır göç etmiş. 19. yüzyılda göçün hedefi doğal kaynakların, özellikle altın madenlerinin keşfedildiği Güney ve Kuzey Amerika olmuş. Hatta özellikle Arjantin’de ispanyolcadan sonra en çok İtalyanca konuşuluyor olması da bu göçlerle ilintili. İtalyanların güçlü ulusal aidiyet duygusu ve yüksek ulusal egoları dillerini ve kültürlerini unutmamalarını sağlamış.

20. yüzyılda bölgede hala fakirlik diz boyu, 2. Dünya Savaşı sonrasında, 1950’lerle başlayan ve 60’larda hızlanarak süren ekonomik patlama bu kez Basilicata halkının göç eğilimini ülkede tutmuş ve onları bu ekonomik gelişmenin olduğu Kuzey İtalya’ya yöneltmiş. Kah ailecek kah yalnız başına gurbete çıkmış erkekler ve biraz bizdeki missal, evlerine gurbetten para göndermişler. 1950’lerdeki restorasyonun ardından 1960’larda mağaralara oyulmuş bölge tamamen terk edilmiş ve o bölgede oturanlar Matera’nın yeni bölümüne taşınmışlar.

Basilicata genelinde durum böyle iken bölgenin iki vilayetinden biri olan Matera bizim Kapadokya benzeri kayaya oyulmuş evlerinin orijinalliği ve bu durumun yerli ve yabancı dünya tarafından fark edilerek turistik bir zenginliğe dönüştürülmesi sayesinde tam anlamıyla yırtmış. Birçok filme sahne olan Matera’ya turist akını başlamış ve özellikle kentin eski bölümü bu durumdan son derece iyi bir şekilde nemalanmaya başlamış. 1993 yılında da Matera Unesco’nun dünya mirası listesine alınmış. Kenti gezdiğimizde gördüğümüz ve şahsen beni son derece etkileyen, kayalara oyulmuş tek bir odada tuvalet ve mutfak dahil sekiz nüfuslu ailelerin, biraz da bizim Güneydoğu misali yaşadığı evler şimdilerde bizim gibi turistlere o hikayelerin anlatıldığı müze evler haline gelmiş. O sefilliğin ardıllarıysa şimdi anne ve babalarının sefaletinin acısını çıkarırcasına turizm hareketinden yararlanıyorlar.

Matera’da yaklaşık 60 bin kişi yaşıyor ve bu kişiler çoğunlukla tarım ile turizm ve bu turizm hareketinin uzantısı işlerle uğraşıyorlar. Tarihi binlerce yıl öncesine uzanan kent gerçekten de bizim Kapadokya’yı çok andırıyor. Andırmakla da kalmıyor, yalnızca kentin görünümü değil, tarihsel birçok özelliği de benziyor. Yani bu benzerlik hiçbir şekilde rastlantısal değil. Şöyle ki Kapadokya bilindiği üzere tarihsel süreçte özellikle doğu Hristiyanlığı bakımından son derece önemli bir merkez olmuş. Bu merkez Hristiyanlığın da ilk yüzyılında, Romalıların zulmünden kaçarak Kudüs bölgesinden buralara gelip yumuşak kayaları oyarak içine girip saklanma ve bu şeklide canını kurtarma şeklinde olmuş ancak 313 yılında, İstanbul’un da kurucularından I. Konstantin ya da Büyük Konstantin’in Milano Fermanı’nı yayınlarak Hristiyanlığı serbest bırakmasıyla Kapadokya Hıristiyanlığı refaha kavuşmuş. İşte bu dönemde ortaya o dönemde adı, Roma İmparatoru’nun adıyla anılan Cesarea –yani Sezar’ın kenti- ve daha sonraları Türkçeleştirdiğimiz haliyle Kayserili Vasil adında bir din adamı çıkmış.

matera italya gezi

M.S. 329-379 yılları arasında yaşayan Vasil ya da diğer bir adıyla Basil Kudüs’te aldığı Hıristiyanlık eğitimi sırasında manastır yaşamı ile tanışmış, Kapadokya’ya döndüğünde ise bu ilkeleri tekrar yorumlayarak Kapadokya’da yüzlerce yıl kayaların içinde hüküm süren manastır yaşamının mimarı olmuş. Aziz ilan edilen Vasil’in etkisi yalnızca Kapadokya ve Anadolu ile sınırlı kalmamış, halen tüm Yunanistan’da süren manastır yaşamı da Aziz Basil’in Basilyen adı verilen ilkeleri doğrultusunda şekillenmiş. Bu şekilde kayalara oyulmuş kilise ve manastırlarda yaşam Roma’nın en dini bütün imparatorlarından biri olan Justinyen yani Iustinianus zamanında 6. yüzyılda büyük yayılma göstermiş.

M.S. 726 yılına gelindiğinde ise işler değişmeye başlamış. Basilyen manastırlar daha öncesinde tüm Doğu Roma yani Bizans imparatorlarının desteğini kazanmışken başkent İstanbul’da aniden baş gösteren ve Hz. İsa, Hz. Meryem ve diğer tüm azizlerin resimlerini yasaklayan, hatta kırıp döken ve yakıp yok eden siyaset yüzünden kilise ile imparatorluk arasında ipler gerilmiş, böyle bir iklimde varlıklarının ve dinsel uygulamalarının tehlike altında olduğunu gören basilyenler gemilere atlayarak yeni yurt arayışına girmişler. Rota olarak da Anadolu halıklarının benzer durumlarda çok eskiden yaptığı rotayı izlemiş, Truvalıların kendilerinden 2 bin yıl kadar önce yaptıkları gibi çizme şeklinde bir yarımada olan İtalya’nın topuğundaki Puglia ve Basiicata bölgelerine ulaşmışlar.

Özellikle Basilicata’da Matera’ya geldiklerinde burasının aynen kendi anavatanları Kapadokya’da olduğu gibi derin vadilerden ibaret olduğunu ve dahası buranın kaya kütlesinin de Kapadokya’nınki gibi yumuşak, dolayısıyla kazıp manastır yaşamı kurmaya son derece elverişli olduğunu görünce yerleşmeye karar vermişler, aynen Kapadokya’daki gibi kilise duvarlarını resimlerle süslemişler ve Aziz Basil’in öğretileri doğrulturunda yaşam ve ibadete başlamışlar. Bu şekilde Kayserili Basil’in Kapadokya’daki etkisi Akdeniz’in diğer tarafına taşınmış olmuş. Dolayısıyla benzerlik yalnızca mağaralarla kalmayıp tarihsel kişi ve olaylarla da perçinlenmiş.

Matera ile Kapadokya benzerliği aynı sinema yönetmenin iki ayrı filmiyle de gündeme gelmiş. Söz konusu yönetmen İtalyan sinemasının altın yılları olan 1950 ve 60’lı yılların ünlü İtalyan sinema ustası Pierpaolo Pasolini oluyor. Kuzey İtalya’da Bologna’da doğan Pasolini Güney İtalya’daki Matera’ya aşık oluyor ve burada pek çok filme imza atıyor. Ustanın buradaki ilk filmi ‘Vangelo secondo Matteo’ yani dört incil yazarından biri olan Matta’nın gözünden Hristiyanlığı anlatan ‘Matta’ya göre İncil’ adlı film oluyor. Pasolini’nin kayalar ve mağaralara olan merakı bu filmden 5 yıl sonra onu Kapadokya’ya sürüklüyor ve usta yönetmen Kapadokya’da 1969 yılında Euripides’in aynı adlı eserinden sinemaya uyarlanan ‘Medea’ filmine imza atıyor. Medea’da başrolü ise dünyaca ünlü Yunanlı soprano Maria Callas oynuyor ve bu filmde hiç şarkı söylemiyor. Matera ve Kapadokya’nın yolu da Bizans’tan yüzlerce yıl sonra bir kez daha bu şekilde kesişmiş oluyor.


 
POPÜLER GALERİLER
new york fashion week 26
paris fashion week pudra 12
EN YENİLER